Haberi ValleyWag geçen hafta geçmiş, benim gözüme daha yeni takıldı. Google o meşhur “Oğlum adamlar çalışanlara bedava sabah, öğle, akşam yemeği çıkıyormuş; Sergey Brin elleriyle kuş sütü içiriyormuş” imajı; Googleplex‘ta akşam yemeklerinin iptal edildiği haberiyle sağlam bir darbe yiyecek gibi görünüyor. Gerçi mühendisler için yemek çıkmaya devam edecekmiş; ama yine de bu karar çok sayıda çalışan için akşam evde Allah ne verdiyse yiyecekleri anlamına geliyor.
Bunda Google’ın çalışan başına, sadece yemek için tahmini 7.500$ harcaması kadar; artık yeni bir şirket (start-up) olmamasının da payı var. Artık Google, çalışanlarını ekstra motive etmesi gereken; başka şirketlerde çalışanları çekmek için akşam yemeğinde “portakallı ördek” sunması gereken bir şirket değil. Her ne kadar “Don’t be evil” sloganları sabit kalsa, Google artık paraya artık para yerine minnoş diyen sahipleriyle yeterince büyümüş durumda. Vaktinde Microsoft’a olan nefretin çok kaymağını yese de, artık yavaş yavaş ona benziyor. Zaten para birimi olarak milyar dolar kullanan bir şirketin, hala köşedeki bakkal samimiyetinde kalması da pek gerçekçi bir beklenti değildi.
Mozilla Labs, üstünde uğraştıkları son projelerini duyurdu: Ubiquity. Adamlar diyorlar ki, sene olmuş 2008; biz hala bir yerin haritasını arkadaşımıza göndermek için üç takla atmamız gerekiyorsa, bunu çözmek lazım. Ubiquity ile getirdikleri çözüm; Launchy‘nin programlar için yaptığını, web hizmetleri için yapmak. Yani basit bir konsol ekranıyla komut girip, işlemlerinizi rahatlıkla gerçekleştirebiliyorsunuz. Örneğin seçtiğiniz yazıyı başka dile çevirip, sonra da arkadaşınıza mail olarak göndermeniz mümkün. Bunu tabii eskiden de yapabiliyorduk ama Ubiquity’i zaten yapılan işleri çok daha kolay ve çok daha hızlı hale getirmeyi vaat eden bir program.
Şahsen ben konsepti çok beğendim. Ancak Ubiquity’nin gelişimi için kitlelerce benimsenmesi çok önemli; çünkü sistem kullanıcıların kendi geliştirdiği ve başka insanlarla paylaştığı komutlar (command) olmadan çok az websitesine destek veriyor. Frenklerin “critical mass“ dediği popülerlik eşiğine ulaşabilecek mi; onu da zaman gösterecek artık.
Çok da güzel bir video sunum hazırlamışlar Ubiquity için, onu da ekleyelim buraya:
Jamaikalı Usain Bolt, hem 100 hem 200 metrede dünya rekoru kırarak Pekin 2008 olimpiyatlarında en gözde sporcusu oldu, 8 altın alan Phelps’in bile önüne geçerek. (Gerçi atletizmde de yüzmede olduğu gibi yok 50 metre koşu, 200 metre ayakkabısız, 100 metre çuvalda gibi dallar olsa o da toplardı üç beş madalya daha en azından. Olimpiyatlar da polemik istiyor deli gönül. ) Aşağıdaki Google Trends grafiği de Bolt’un popülerliğini gösteriyor zaten:
Bu rekorları kırarken bir yandan da şovunu yaptı; arkasından “olimpiyat ruhuna saygısızlık, kibirli” gibi laflar atılsa da Sezar’a atfedilen laf güzel özetliyor konuyu: “Eğer kaybedersem, kibir olur.” (It’s only hubris if I fail diye geçiyor laf, Türkçe’ye tam çevrilmiyor gibi. Olduğu kadar.)
Gün şimdi bize hızıyla ve ismiyle bize eskilerin Bold Pilot‘ını çağrıştıran bu gencin popülerliğinin kaymağını da sponsoru Puma yemek istiyor haliyle ki, anasının ak sütü gibi helal haklarıdır. Puma Running sitesinde Usain Bolt’u yarışlara hazırlanırken izlemek ve giydiği Puma ayakkabılarının ne kadar süpersonik olduğunu, hani nerdeyse sen ben de giysen 200 metreyi 19.30 olmasa da bi 21 saniyede koşacabileceğimizi düşünmek mümkün.
Bunla da kalmamışlar, bir de oyun; tam meslek jargonuyla söylersek bir de advergame hazırlamışlar. Bu Advergaming denen olay, markaların reklamlarını oyunlar vasıtasına yapmasına deniyor. Hazırladıkları oyun ile Usain Bolt ile 100 metrede kapışıyorsunuz, klayvenizin tuşlarıyla. Oturduğunuz yerden, seri parmak darbeleriyle Usain’i yenip “Bizde tesis yok işte arkadaş, sonra rekorları elin Jamaikalısı kırar tabii” demeniz mümkün.
Ben biraz lapacı olduğumdan Usain’in tozunu yuttum yarışta, belki sizin şansınız tutar; rüzgar arkanızdan eser. Bold Pilot’ı andık madem, koşucularımızın ayağı düz bassın diye bitirelim bu yazıyı da.
Google Adwords, Türkiye’de de giderek pazar payını arttırıyor. Sadece büyük firmalar da değil, Adwords’ün yapısına uygun olarak köşebaşındaki bakkal bile “Ben de yarıma kaşar yazınca çıksam aslında” diye düşünmeye başladı.
Teknolojik çoğu gelişmede olduğu gibi, bu piyasaya da en iyi 18+ hizmetler sunanlar adapte oldu. Çoğu hesap Google tarafından bir süre sonra fark edilip kapandığı için, reklam metinlerine uyumlu olarak “gecelik” olarak açılıp kapanan binlerce hesaptan yayın yapıyor, asla vazgeçmiyorlar. Google’daki “gecelik arkadaş”a reklam verenlere baktığımızda, durum daha iyi anlaşılıyor zaten.
Kimi metinler daha masum bir “gece” geçirmek isteyenler için: “Adım Hande 28 Yaşındayım Arkadaş Arıyorum”.
Kimi daha şatafatlı bir akşam geçirmek isteyenlere hitap ediyor: “Kraliçe Kralını Arıyor”.
Bu pazara özgü bir reklam formatı olarak, belki de “Bugüne kadar boşluk kullandık da kız bulabildik mi?” diyenleri hedef alarak, şöyle metinler de çıkıyor arada karşımıza: “HeycanDoluSaatler – BinlerceBayanVeBay HepsiSiziBekliyor”
Diğerleri zaten kısa olan alanda, direkt hedefe yönelik metinler kullanmış: “Bir Gecelik Arkadaş”, “Bir Gecelik Zevk”, “Bu Gece Kız Arkadaş”. Sonuncusu ise Google’dan ciddi ciddi kız arayan kitlesinin çaresizliği üzerine oynamış, “Hayal değil” diye eklemeyi uygun görmüş.
Yakında Google’da “gecelik arkadaş” diye aramak da yasaklanır belki mahkemeler tarafından, belli mi olur?
Fark etmişsinizdir, sitede sadece ben yazmıyorum. Tuncay da arada yazılarıyla katılıyor, katılacak da. Ancak bu noktada, siteyi sadece benim için takip eden, “Arkadaşım mecbur muyuz siteye girince omonun yanına bantlanmış limonlu cif kılıklı* Tuncay’ı da okumaya” dediğiniz duyar gibiyim. Ama tabii ki, derdinize bir çözümle geliyorum: FeedRinse, çekinme gir arkadaşım.
FeedRinse, tam da bu soruna deva olmak için kurulmuş bir site. Önce basit bir üyelik formu dolduruyorsunuz, sonra aşağıdaki “Add feeds” ekranında çerini çöpünü ayıklamak istediğiniz RSS’in adresini girip, “Import”a basıyorsunuz.
Sonra filtreleme ekranı çıkıyor; ordan da girdiğiniz koşullara uyanları göster/gösterme diye tercihlerinizi belirtiyorsunuz. (Örneğimizde sırf “uğur”un, yani bendenizin yazdığı yazılar geçecek filtreden.)
Bütün işlem bu kadar. Özellikle sürekli içerik eklenen sitelerin sırf ilginizi çekebilecek kısımlarını takip etmek için şahane bir site. Örneğin TechCrunch‘ta yayınlanan yazıların içinde Google geçenleri ayırıp, ayrı bir RSS ile takip edebilirsiniz.
Yine de, “Kim uğraşacak arkadaşım bu işle, yok mudur bu işin bir kolayı?” diyorsanız, ReSearch*TR’nin sırf benim yazılarımdan oluşan RSS’sinin linki de budur: http://feedrinse.com/services/rinse/?rinsedurl=0c86830c0edff59d0c90580251ab786c
Google Adwords reklamları konusunda temel başvuru kaynağımız pek tabii ki, Adwords Yardım sayfaları. Yardım sayfalarında ise Google’ın üzerine basarak önerdiği bir optimizasyon fikri vardır: “Reklamlarınızı Güncel Tutun!”
Bugün bir arama yaparken karşımıza çıkan reklam üstte. Sanırım Google’ın da bu yolda biraz çalışması gerekiyor. Gerçi tabi sistem onların, para da vermiyorlar. Ohh ne ala memleket!
Grafikteki ani yükselişler, Youtube’un ülkemizin birlik ve beraberliğine darbe vurma girişimlerinin, aman vermez mahkemelerimiz tarafından engellendiği tarihlere tekabül ediyor. Görüldüğü gibi bu yasaklar, bir nevi Türk video siteleri için sübvansiyon görevi görüyor, online video ithalatını azaltıp; yerli videoların pazara girişini kolaylaştırıyor.
Bir ülkede standart internet kullanıcıları DNS’yle proxy’yle aşina olmuşsa, OpenDNS‘a en çok giren 3. ülkeysek, KTunnel denen site Türkiye’den en çok girilen 36. siteyse ve de trafiğinin yüzde 98.2’sini biz sağlıyorsak zaten nereleri yanlış yapıyoruz diye takkeyi önümüze koymak lazım.
Google News, yanına girmesinden yaklaşık 8 sene ve 52 lokal versiyondan sonra, sonunda Google Türkiye’yi de yayına aldı. Google News Etiyopya bile bizden 4 gün önce yayına girse de, en azından Google News Türkiye, İngilizce değil Türkçe yayın yapıyor.

Alexa’ya göre Türkiye’deki en çok ziyaret edilen 100 sitenin 18′i haber sitesi ki, çok büyük bir yüzde bu. (Mynet ve Ekolay’ı çıkartırsak 16) Google News bu pastadan nasıl pay alacak, bunu yakında göreceğiz.
Iphone 3G ile birlikte yazılım yükleme desteği geleli ve bu yazılımlar ITunes Store’dan satılmaya başlanalı bir ay zaman geçti. Steve Jobs, WSJ’a yaptığı açıklamada bu süre içinde ITunes Store’un 60 milyon download / 30 milyon dolarlık satış gerçekleştirdiğini açıkladı.
Bu kadar yazılımın içinde en çok yükleneni hangisidir diye baktığımızda ise karşımıza Koi Pond çıkıyor. (Sayfa, kendine yakışır şekilde IPhone ekranına göre optimize edildiği için, bilgisayar ekranında web sayfasından ziyade PowerPoint sunumu gibi duruyor. ) Koi Pond ne yapıyor diye soracak olursanız, Iphone ekranına Koi balıklarının yüzdüğü bir göl getiriyor. Siz de dokunmatik ekranınızı kullanarak suya dokunup, balıkları kaçırabiliyorsunuz.

10 sene kadar önce ilk yazıcımı aldığım zaman (20 – 25 yaş arası Türk gençlerinin milyonlarca sayfa dönem ödevini basmış olan efsanevi HP Desjet 690C. Bir daha yapmadılar böylesini.) yanında disketle MOPy Fish diye bir ekran koruyucu/oyun çıktı. Bastığımız doküman başına puan kazanıp, bu puanlar da sanal akvaryumunuza bir şeyler alıyordunuz. Ayrıca düzeni olarak balığın yemini veriyordunuz; MOPy sanal da olsa fani bir balıktı.

Koi Pond, yıllar sonra MOPy Fish’i anımsattı bana. Gerçi ondan çok farklı bir amaca hizmet ediyor gibi duruyor, MOPy gibi sanal bir evcil hayvan oyunundan ziyade; teknolojik bir “huzur simülasyonu”. Sakin bir gölde balıklara, nergislere bakıyorsunuz.
2. en çok yüklenen yazılımın da Ambiance adlı başka bir “rahatlatma” yazılımı olmasından; modern insana dair bir şeyler de söyletir isteyene. (Ben yolunu yaptım, bu çıkarımdan ortamlarda prim yapmak size kalmış. )
Olimpiyatların başlamasına bir günden az kaldı. Arama motorları da kendilerini artacak olimpik arama trafiğinde, kullanıcılarına aradıklarını en hızlı şekilde ulaştırmak için hazırlıyorlar.
Google’da yapacağınız “olimpik yüzme” araması, size arama sonuçlarının üzerinde olimpiyatlardaki yüzme programını çıkarıyor. Google’ın kullanmayı çok sevdiği “OneBox” uygulamarına yeni bir örnek. En son Euro2008′de kullanıyorlardı.
Yahoo‘da da benzer bir uygulama madalya sıralaması için var. “Turkey medal count” aramasıyla, Türkiye’nin bu sene olimpiyatlarda alacağı madalyaları direkt arama sonuçları sayfasından takip edebileceksiniz. “Olympics medal count” ise tüm ülkelerin madalya sıralamasını vermekte.