Google içeriğe ulaşmak için aracı olmaktan sıkılmış olacak; OneBox dediği “Niye aranan şeyi direkt göstermiyorum, balyayı komple cebe indirmiyorum?” olayını giderek daha da yaygınlaştırmaya başladı. Frenk memleketlerinde bir süredir vardı zaten, artık ülkemizde de vizyondaki filmlerin isimlerini arattığınızda, şöyle bir ekranla karşılaşıyorsunuz. 
Kullanıcı açısında çok değişen bir şey yok, hatta aradığı şeye daha hızlı ulaşılıyor belki. Ama arama motorunun içerik sağlayıcılığa soyunması, o alanda rekabet etmeye çalışan sitelerin tadını çok kaçırıyordur mutlaka.
Knol‘u çıkarttığından beri Google’ın “Don’t be evil” düsturu pek inandırıcı gelmemeye başladı açıkçası.
Google Analytics‘in kullanıcılarda sıkıntı yarattığı alanlardan biri, Flash’la hazırlanmış içeriklerin takip edilmesiydi. Siteye gelen kullanıcılar videoyu izledi mi; veya hangi sayfalar arasında dolaştı öğrenmek için fazladan zahmete girmeniz gerekiyordu.
Google’la Adobe bu iş böyle gitmez deyip ortaklaşa Google Analytics Tracking For Flash adını verdikleri bir çözümle geldiler. Bloglarında duyurdukları gibi; bu kütüphaneleri kullanarak Flash içeriği Analytics ile takip etmek gerçekten çok kolay hale getirilmiş.
Bir de Analytics’e gerçek zamanlı takip ekleseler, tadından yenmeyecek aslında.
Arjantin’de Yahoo’da yapacağınız bir “Diego Maradona” araması, sizi bu sonuç sayfasına götürüyor:
Arjantin’de de Martin Leguizamon diye bir avukat çıkmış; Arjantin yasalarındaki uygun boşlukları kullanarak Maradona dahil temsil ettiği 110 kişinin arama sonuçlarında çıkmamasını sağlamış. Diego Maradona kimdir nedir araması, sizi yukarda gördüğünüz “Bu kişiye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.”in İspanyolcasına götürüyor.
Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmekten korkuyorum hakikaten şunu yazarken.
New York Times’ın haberine göre, Google Iphone için geliştirdiği aplikasyonu sesle arama yapmaya uygun hale getirecekmiş. Bu ne demek oluyor derseniz, telefonu kulağımıza götürüp “Yakında iskenderci nerde var?” diyoruz; bu sesli komutumuz yazıya çevrilip, Google server’larına gönderiliyor. Server da bu gelen datayı, beraberinde gelen “yer” bilgisiyle beraber değerlendirip bize alakalı olduğunu düşündüğü sonuç sayfasını döndürüyor.
Google, her nedense Local kısmını daha Türkiye’ye getirmedi ama bu kısmı geliştirmeye devam ediyor gibi görünüyor.
Google, gün geçtikçe hayatımızdaki “Sor Google’a, söylesin” konumunu sağlamlaştıracak yeni özellikler eklemeye devam ediyor. İlk “Abi Zimbabwe’nin başkenti neresiydi?” diye başlamıştı aramalarımız, (ki artık o aramada bile sonuç, direkt olarak “Harare” diye karşımıza çıkıyor; başka siteye gitmeye gerek kalmadan.) şimdi “Fatih Terim’in suratı nasıldı” diye arattığımızda, yüz tanıma teknolojisi sağolsun; boy fotoğraflarını göstermiyor bile.
Bir süredir, Trends olsun, Insights olsun Google elindeki inanılmaz arama datasını paylaşmaya başladı. Böylece aranılan kelimelerle bazı dönemler arasındaki paralellikleri daha rahat görme şansımız oldu; misal ramazan boyunca herkesin harıl harıl internetten yemek aradığını öğrenebilir hale geldik:
Bu tarz ilişkileri daha ciddi bir araştırmayla, başka bir konuda kullanmaya karar vermiş Google ve de ortaya Google Flu Trends çıkmış. Onlar da grip ile ellerindeki grip ile alakalı aramalarla, grip salgınları dönemlerini karşılaştırmış; benzerliğini görüp halkla paylaşmaya karar vermişler:
Bundan sonra artık Google bizi “Hava tam hastalık havası kardeş, dikkat et” diye uyaracak sizin anlayacağınız.
Web sitelerinin de kendi aralarında bir modası var malumunuz. Bir sitede gördüğünüz ilginç bir yenilik beğenildiğinde hemen diğer siteler tarafından da kullanılıyor. Bunların bazıları öyle çok da ahım şahım olmayabilir ama bazıları var ki altını çizmek ve kullanımlarını artmasını dilemek gerekiyor. İşte en etkili 7 öneri!
Google’ın belirli gün ve haftalarda yerli malı haftasında meyve sebze kılığına giren çocuklar gibi logosunu şekillendirmesine artık iyice alıştık. Bir de yaratıcı tasarımcıların logo yorumlan var. Logonun altında ya da yakınlarında yeni bir haber, bir iş ilanı ya da öne çıkarılmak istenen başka bir şeye rastlamak da yakın zamanda sıradanlaşabilir, ama şimdilik çok çarpıcı! Tavsiye ederiz
Pek çok şirketin kurumsal sitesinde gördüğümüz en önemli handikap kurumun veya markanın ne olduğunu ve ne olmadığını ne işe yarayıp yaramadığını kısaca derdini kritik birkaç saniyede bir türlü ifade edememeleridir. Halbuki ziyaretçilerin kurum veya marka hakkında verecekleri kararı sayılı saniyeler belirler. İşte bu noktada yeni fikirler ortaya çıkıyor. Ana sayfada tek tek ne yaptıklarını yazmak yerine grafik/illustratif imgelerle temel ihtiyacı karşılamak iyi bir düşünce olabilir.
Bu fikri her siteye uygulamak pek kolay değil tabi. Bir alışveriş sitesine yapmaya çalışsak destanımsı bir şey çıkar ortaya. Fakat öyle başarılı uygulayanlar var ki, insan ister istemez tüm bağlantılara tıklamış buluyor kendisini. Bu konsepte göre 1-2 cümlelik bir yazıyı tepe menü olarak kullanıp, cümle içinde geçen ve aslında başlıklarınız olan kelimeleri tıklanabilir hale getiriyorsunuz. Sağlam bir tasarım ya da bir mikrosite yapısında trend haline gelebilecek bir uygulama!
4-) Menü içerisinde çift tab kullanımı ile filtreleme
İyi bir web tasarımının en önemli prensiplerinden biri kendinizi tek yapılı/ tek sıralı bir menü yapısı içerisinde sıkıştırmamanız. Çift sıra menüleri bu kural yıkıcılığı yüzünden seviyoruz. Öylesine popüler oldular ki artık onları her yerde görebiliyoruz. Kullanıcıların aradığını bulmasını kesinlikle daha kolay hale getiriyorlar. Tek satirli ve tek hatlı menü yapısı yerine alt menülerini de içerisinde barındıran menü yapıları kullanıcıya daha iyi bir navigasyon imkanı sağlıyor.

Aslına bakarsanız bu pek de öyle yeni bir buluş değil, hatta öylesine sık kullanılıyor ki belki size modası geçmiş bile gelebilir. Ancak adı çok etkileyici. Bir sürü başlık ve grafiği barındırabilmesine atfen Multi Kahraman olarak adlandırılıyor tasarımcılar arasında. Ve Multi kahraman gün geçtikçe kendisini geliştiriyor. Kendiliğinden geçişli, üzerine gelince şekillere giren ve geçişleri havalı manşet alanları artık karşımızda. Çok fazla yer harcamadan sitenin tüm yükünü çeken multi kahramanları buraya almamak olmazdı. Üstelik artık arama motoruna da optimize edilebilen CSS versiyonları da bolca bulunuyor
Rastladığımız en yaratıcı navigasyon sistemlerinden biri gittigidiyor.com‘da yer alıyor. “Sıfır risk” başlığı altında bulunan bu navigasyon çubuğu kullanıcının hangi noktada takıldığını tam olarak yakalamak için her türlü alternatifi aynı anda sunuyor.
Ürün alımı, ürün satışı ya da sadece kayıt! Tabi merak edilen şey, bu metod gerçekten kullanıcıları aktivasyona geçirmek için faydalı mı olacak, yoksa bununla onları kaçırma riski de var mı? Bence ne olursa olsun denemeye değer!
Sonuçları takip etmek isterseniz Google Analytics elinizin altında ne de olsa.
Web’de gezmenin en sıkıcı yanlarından birisi bir yerlerde bir resime rastlamış ve büyüğünü görmek için üzerine tıklamışken bambaşka bir sayfaya götürülmenizdir. En beteri ise sadece resmin bir bağlantı olduğu yönlendirmeler. Neyse ki tasarımcılar bu sorunun da üstünden gelmeyi başardı. Tıkladığınızda sayfa üzerinde dev bir şekilde açılan resimler, hem sonucu kolaylaştırıyor hem de kullanıcının ilgisini toplamaya yardımcı oluyor. Evet belki tıklama sayımız yine aynı, sonuçta farklı bir sayfaya gitsek de “Geri” tuşuyla aynı yere dönebiliriz. Ancak en azından daha temiz ve canlı bir geçişin göz zevkimize hitap ettiği bir gerçek.
Yayıncılar artık Google Adsense istatistiklerini Google Analytics üzerinden daha ayrıntılı olarak takip edebilecekler. Entegrasyona yayıncılar Google Adsense arayüzünde çıkan bir linkle davet ediliyorlar.
En çok bankaların internet şubelerinin muzdarip olduğu e-mail ve internet sayfaları üzerinden yapılan phishing (oltalama) saldırılarına son zamanlarda Google Adwords de hedef olmaya başladı. Kullanılan site ve e-mailler kısa sürede filtrelense de dikkatli olmak gerekiyor.
Dün akşam Facebook‘tan bir arkadaşımdan mesaj geldi, başlık “oh my god.. is it you tthere? i acn’t beileve” şeklinde. MSN virüslerinden falan tecrübeliyiz, durduk yere 40 yıllık arkadaşımız bize “hi, here is my naked pictures!!!” diye mesaj atınca artık şaşırmaz olmuşuz ama Facebook’ta bunu görünce ilk başta açıkçası konduramadım; “Vardır bir esprisi” falan diye açtım mesajı. Benimle birlikte 10 kişiye daha gönderilmiş, Google Reader’la paylaşıldığı için google.hu domain’inin altında görünen bir link.
Artık virüs olduğu aşikar, bakalım ne menem şeymiş diye girdim, aşağıdaki site çıktı karşıma:

Youtube videosu gibi görünen resme tıklarsanız, sizi youtube-spy.info domainine konuşlanmış çakma bir YouTube, veya onların yazdığı şekliyle Yuotube sitesine yönlendiriyorlar. Çok da iyiliksever arkadaşlarla oldukları için siteye girince “Arkadaşım sendeki Flash Player eskimiş. Bak al şunu indir, her videoyu cam gibi izle” diyerek sizi bir dosya indirmeye zorluyorlar. O dosyayı indirip kurarsanız da, tahmin edeceğiniz gibi bilgisayarınız şifayı kapmış oluyor.
Gördüğünüz gibi Facebook’tan gelen bir mesajla bilgisayarınıza virüs bulaşma ihtimali mevcut. Türk mahkemeleri uyuyor mu, nasıl hala Facebook açık inanın anlamıyorum. Daha kaç masum Türk gencinin bilgisayarına virüs bulaşması lazım savcılarımızın harekete geçmesi için?
Haberi internete bugün düştü. Adana müftüsü Mehmet Barış, komşusunun kablosuz bağlantısından internete girmenin, kul hakkına da girdiğine hükmetmiş. Hatta detaya da girmiş; kotalı için farklı kotasız için farklı konuşmuş. Kota aşılmasına ve bunun sonucu olarak abonenin daha fazla para ödeyebileceğine dahi değinmiş.
Benim anladığım, hocamızın internetine komşusu girmiş; bu ay biraz fazla ücret ödemiş. Yine de 3-5 megabyte’ını insan komşusundan esirger mi yahu? Bugün o senin ADSL’ne girer, yarın sen onun VDSL’ne girersin. Lafını ettiğine değmez.